İngilizce Alışveriş Cümleler ve Diyaloglar

ALIŞVERİŞ / SHOPPING


Salesclerk (Tezgahtar): Welcome. How can I help you? (Hoş geldiniz. Size nasıl yardımcı olabilirim?)

Customer (Müşteri): I want to buy trousers and jacket suit. (Pantolon – ceket takımı almak istiyorum) Can I see the options? (Seçenekleri görebilir miyim?)

Salesclerk: Sure. (Elbette.) New modals have come. (Yeni modellerimiz geldi.) They are consisted of vivid colours. (Canlı renklerden oluşuyor.) You’ll like it. (Beğeneceksiniz.)

Customer: Actually, I’m a little conservative about my wear-style. (Aslında, giyim tarzım konusunda biraz tutucuyum.) I prefer classical colours, I guess. (Sanırım, klasik renkleri tercih ediyorum.)

Salesclerk: This green suit will fit to you. (Bu yeşil takım size çok yakışacak.) Do you want to try? (Denemek ister misiniz?)

Customer: Will it fit? Ok, let me try. (Yakışacak mı? Peki deneyelim…)

Salesclerk: Wow, it really looks good. (Ooo, gerçekten de güzel duruyor.) What do you think? (Siz ne düşünüyorsunuz?)

Customer: I like it. (Beğendim.) I should wear different coloured clothes, I guess. (Sanırım, artık farklı renkler de giymeliyim.)



2

Customer (Müşteri): Hi. Can you help me please? (Merhaba. Yardımcı olabilir misiniz acaba?)

Store Manager (Mağaza Müdürü): Sure. How can I help you? (Elbette. Nasıl yardımcı olabilirim?)

Customer: I bought a bag from here last week. (Geçen hafta buradan bir çanta almıştım.) I want to change it with a new one. (Yenisiyle değiştirmek istiyorum.)

Store Manager: What’s the problem? (Sorun nedir?)

Customer: I noticed that some stuff I put into the bag were lost. (Çantaya koyduğum bazı şeylerin kaybolduğunu farkettim) And then I found a hole in the bottom of the bag (Ve ardından çantanın dibinde bir delik buldum) and lost things were in that hole. (ve kayıp şeyler o deliğin içindeydi.)

Store Manager: Okay, I’ll help you. (Tamam, yardımcı olayım.) Can I take your receipt? (Makbuzunuzu / Fişinizi alabilir miyim?)

Customer: Here you are. (Buyrun)

Store Manager: Let me bring you a new bag. (Size yeni bir çanta getireyim)

Customer: I don’t want same bag. (Aynı çantadan istemiyorum.) Can I give this bag back and take a new product? (Bu çantayı verip yerine başka bir ürün alabilir miyim?)

Store Manager: Of course you can. (Elbette alabilirsiniz.) You can decide which product you’ll take while I’m preparing your Product Return Form. (Ben Ürün İade Formunuzu hazırlarken, siz de hangi ürünü alacağınıza karar verebilirsiniz.)

Customer: Thank you. (Teşekkürler)

Store Manager: Not at all (Rica ederim.)



Alışveriş ile ilgili diğer ifadeler



How much is this skirt? = Bu etek ne kadar?

It costs 50 Ytl. = 50 ytl tutuyor.

Discount = İndirim

Expensive = pahalı

Cheap = ucuz

Tip = bahşiş

It’s your tip = üstü kalsın (Bu da senin bahşişin)

What size do you wear? = kaç beden giyiyorsunuz?

My size is …. = … beden giyiyorum

Can I take the receipt? = Fiş alabilir miyim?

————————————–

İngilizce Alışveriş

► WELCOME, MAY I HELP YOU?

May I help you? (Yardımcı olabilir miyim?)

Can I help you find something? (Birşey bulmanıza yardım edebilir miyim?)

Can I show you with something? (Size birşey gösterebilir miyim?)

Are you being helped? (Size bakan var mı?)

Is there anything I can help you with? (Yardımcı olabileceğim bir konu var mı?)

If you need me, I’ll be around (Bana ihtiyacınız olursa, ben civardayım)

If I can help you, just let me know (Eğer yardım gerekirse haberim olsun)

What are you interested in? (Ne bakmıştınız?)

Are you looking for something in particular? (Belirli birşey mi arıyorsunuz?)

Do you have something specific in mind? (Aklınızda özel birşey var mı?)

What size do you need? (Kaç beden istiyorsunuz?)

Do you know what size you are? (Bedeninizi biliyor musunuz?)

That’s on sale this week? (O bu hafta indirimde)

I’ve got just your size (Tam sizin bedeninize uygun birşeyimiz var)

Can I suggest this? (Size bunu önerebilir miyim?)

Do you need anything to go with that? (Bununla gidecek birşey ister misiniz?)

That looks nice on you (Üzerinizde güzel durdu)

That looks great on you (Üzerinizde harika durdu)

That’s your colour (Tam sizin renginiz)

This is you (Sizi çok açtı)

How would you like to pay for this? (Bunu nasıl ödemek isterdiniz?)

Will that be cash or credit? (Nakit mi, kredi kartı mı?)

We don’t have that in your size (Bunun size göre olan bedeni yok)

Whe don’t have it in that colour (Bu renkte yok)

► WHEN ARE YOU OPEN?

When are you open? (Ne zaman açıksınız?)

When do you open? (Ne zaman açıyorsunuz?)

What are your hours? (Çalışma saatleriniz nelerdir?)

I’m looking for something for my father (Babam için birşey bakıyordum)

It’s a gift (Hediye olacak)

I don’t know his size (Bedenimi bilmiyorum)

Can you measure me? (Bedenimi ölçebilir misiniz?)

Thank you, I’m just looking (Sağolun, sadece bakıyorum)

I’m just browsing (Sadece bir göz gezdiriyorum)

I can’t make up my mind (Kafamı toparlayamıyorum)

Do you have this shirt in yellow? (Bu tişörtün sarısı var mı?)

Do you have these shoes in suede? (Bu ayakkabının süeti var mı?)

Have you got something less expensive? (Daha uzuz birşeyiniz var mı?)

It it on sale? (Bu indirimde mi?)

Do you have a t-shirt to match this? (Buna uyacak bir tişörtünüz var mı?)

Where is the fitting room? (Elbise değiştirme kabini nerede?)

I’d like to try this on (Bunu denemek istiyorum)

It’s too tight (Bu çok dar)

It’s too loose (Bu çok geniş)

It’s a little bit expensive (Bu biraz pahalı)

It’s a little pricey (Bu biraz tuzlu)

Can you hold it for me? (Bunu benim için saklayabilir misiniz?)

Can I get it gift-wrapped? (Hediye paketi yapabilir misiniz?)

Would you please gift-wrap that? (Lütfen hediye paketi yapabilir misiniz?)

How much is it? (Kaç lira?)

How much does it cost? (Fiyatı ne kadar?)

———————————————-

dear:  değerli

groceries:  bakkaliye

a store:  dükkan

a bank:  banka

a bakery:  ekmekçi

a mall:  alışveriş merkezi

a grocery store:  bakkal

money:  para

a credit card:  kredi kartı

a check:  çek

a dollar:  dolar

an euro:  avro

change:  para üstü

a coin:  madeni para

to make out a check:  çek yazmak

a butcher shop:  kasap

a department store:  alışveriş merkezi

a newsstand:  gazete bayisi

a market:  pazar

a flea market:  bit pazarı

a pastry shop:  pastahane

a supermarket:  süpermarket

a purchase:  alışveriş

to buy:  satın almak

to pay:  ödemek

to sell:                  satmak

a counter:  tezgah

to get in line:  sıraya geçmek

price:  fiyat

to borrow:  borç almak

to give back:  geri ödemek

to withdraw: para çekmek

a withdrawal: çekilen para

credit:  kredi

cash: nakit

to cost:  Tutmak

cheap: ucuz

a kiosk: kulübe

a shopping cart: tekerlekli sepet

a receipt: fiş

a list: liste